Dilin İşlevleri Nelerdir? Örnekler - Birnebze.com
Bizimle iletişime geçin

Egitim

Dilin İşlevleri Nelerdir? Örnekler

Yayınlanan

üzerinde

Dilin İşlevleri Nelerdir?

    İletişimin en etkili aracı olan dil, kullanım yerine ve amacına bağlı olarak farklı işlevler yüklenir. Kafasında kurguladığı olayları bir öykü ya da bir roman biçiminde yansıtan yazar ile bilimsel araştırmasını makale şeklinde ortaya koyan bir bilim adamı dili aynı işlevde kullanmaz. Çünkü bunların amacı farklıdır. Öykü yazarı kendi kurduğu dünyayı kelimelerin yan, mecaz ve çağrışımsal anlamlarından da yararlanarak öznel bir şekilde aktarır. Bilim adamı ise var olan gerçekliği değiştirmeden kelimelerin daha çok gerçek anlamlarından yararlanarak bilimsel bir üslupla aktarır. Dolayısıyla bu iki anlatımda dil farklı işlevlerde kullanılır. Kısaca dil, her zaman aynı şekilde ve aynı işlevde kullanılmaz. Dilin işlevi insanın dili kullanma amacına göre değişiklik arz eder.

Göndergesel İşlev

      Dilin, iletiyi olduğu gibi ifade ederken kazandığı işlevdir. Bu işlevde iletinin düzenlenme amacı bilgi vermektir. Örneğin “Hava sıcaklıkları önümüzdeki günlerde düşecek.”, “Nedim, divan şiirinin önemli temsilcilerindendir.” gibi cümlelerde dil, göndergesel işleviyle kullanılmıştır.

Bu işlev daha çok kullanma kılavuzlarında, nesnel anlatılarda, ders kitaplarında, bilimsel yazılarda, kısa not ve özetlerde, makale, deneme, fıkra, biyografi, anı, gezi yazısı gibi öğretici metinlerde karşımıza çıkar. Göndergesel işlevde duygular genellikle dile getirilmez.

Örnek:
⦁ Psikoloji, insan ve hayvan davranışlarının gözlenebilir ve ölçülebilir yanları ile zihinsel süreçleri inceleyen pozitif bir bilim dalıdır.
⦁ Anadolu’da tarih boyunca birçok devlet kurulmuştur.
⦁ Roman ve öykü, anlatmaya dayalı edebî türlerdir.
⦁ Türkiye, topraklarının bir bölümü Anadolu’da, bir bölümü Avrupa’da olan bir ülkedir.
⦁ Karadeniz’de petrol ve doğal gaz aramaları devam ediyor.
Bu cümleler bilgi vermek amacıyla oluşturulduğu için dil göndergesel işlevde kullanılmıştır.

Heyecana Bağlı İşlev

       Dilin, göndericinin duygu ve heyecanlarını aktarırken kazandığı işlevdir. Örneğin “Ne güzel bir kedicik!”, “Oh, ne rahat iş!” gibi öznel yargıların hâkim olduğu cümlelerde dil, heyecan bildirme işleviyle kullanılmıştır.
⦁ Bu işlevde çoğunlukla duygular, heyecanlar, korkular, sevinç ve üzüntüler dile getirilir.
⦁ Dilin heyecana bağlı işlevinde öznellik hakimdir.
⦁ Özel mektuplarda, öznel betimlemeler ve anlatılarda, lirik şiirlerde, eleştiri yazılarında dilin heyecana bağlı işlevinden sıkça yararlanılır.
⦁ Ünlem cümlelerinin tamamında dilin bu işlevi kullanılır.

Örnek:
⦁ A, şuna bak, hâlâ durmuş bana gülüyor!
⦁ Yazık, sana acıyorum!
⦁ Sakın bir daha buraya gelme!
⦁ Ah canım! Korktun mu benden?
Dil bu cümlelerde heyecan, kızgınlık gibi duyguları dile getirdiği için heyecana bağlı işlevde kullanılmıştır.

Alıcıyı Harekete Geçirme İşlevi

       İletinin; alıcıyı harekete geçirmek, alıcıda davranış değişikliği oluşturmak için düzenlendiği durumlarda dilin kazandığı işlevdir. Örneğin “Lütfen cep telefonlarınızı kapatın!”, “Kimseye kötülük etme!” gibi cümlelerde dil, alıcıyı harekete geçirme işleviyle kullanılmıştır.
⦁ Propaganda amaçlı siyasî söylevler, reklâm metinleri, genelgeler, el ilanları genellikle dilin alıcıyı harekete geçirme işleviyle oluşturulur.
⦁ Dilin alıcıyı harekete geçirme işleviyle hazırlanan metinlerde gönderici, alıcıyı işin içine sokmayı, onu sorgulamayı ister.
⦁ Emir, rica, istek cümlelerinde dil, alıcıyı harekete geçirme işleviyle kullanılır.
Örnek:
⦁ Sınıfı hemen terk et!
⦁ Kapağı açmadan önce şişeyi çalkalayınız!
⦁ Elindeki kitabı masaya bırak!
⦁ Yerlere çöp atmayınız!
⦁ Kapıyı kapat!
⦁ Lütfen lambaları açık bırakmayınız!
Dil bu cümlelerde alıcıda davranış değişikliğine yol açtığı için alıcıyı harekete geçirme işlevinde kullanılmıştır.

Kanalı Kontrol İşlevi

        Dilin, kanalın iletiyi aktarmaya uygun olup olmadığını kontrol etmek için kullanıldığında kazandığı işlevdir.

Örneğin “Sesimi duyuyor musun?”, “Yazdıklarımı okuyabiliyor musunuz?” gibi cümlelerde dil, kanalı kontrol işleviyle kullanılmıştır.
⦁ Gönderici ile alıcı arasında iletişimin kurulmasını, sürdürülmesini ya da kesilmesini sağlayan bu işlevde iletinin içeriğinden çok iletişimin devam ettirilmesi önem kazanır.
⦁ Törenlerde, uzun söylevlerde, aile yakınları ya da arkadaşlar arasındaki konuşmalarda dilin kanalı kontrol işlevini yansıtan iletiler sıkça kullanılır.
⦁ Bu işlev daha çok soru cümleleriyle karşımıza çıkar.

Örnek:
 Beni anladınız değil mi?
 Verdiğim ödevleri yaptınız mı?
 Sesimi duyuyor musun?
 Tepede yanan ışığı görebiliyor musun?
Dil bu cümlelerde kanalı kontrol işlevinde kullanılmıştır. Çünkü gönderici, alıcıya iletisinin ulaşıp ulaşmadığını soruyor. “Verdiğim ödevi yaptınız mı?” cümlesinde alıcı “evet” veya “hayır” cevabını verirse mesajın kanal yoluyla iletilip iletilmediği kontrol edilmiş oluyor.

Dil Ötesi (Üst Dil) İşlevi

       Dilin; dil bilgisi kurallarını açıklamak, dille ilgili bilgi vermek amacıyla kullanıldığında kazandığı işlevdir.

Örneğin “Fiiller; iş, oluş, hareket bildiren sözcüklerdir.”, “Bazı kısaltmaların sonuna nokta konur.” gibi cümlelerde dil, dil ötesi işlevde kullanılmıştır.
⦁ Dilin dil ötesi işlevinde iletiler; dili açıklamak, dille ilgili bilgi vermek için düzenlenir.
⦁ Daha çok bilimsel metinlerde ve öğretme amaçlı konuşmalarda karşımıza çıkan ve “yani, demek istiyorum ki, bir başka deyişle” gibi sözcüklerde kendini gösteren dil ötesi işleve, günlük yaşamda da başvurulur.
Örnek:
• Beni yanlış anlamayın, ben bu sözcüğü mecaz anlamda kullandım.
• Türkçede sözcük kökleri ikiye ayrılır: isim kökleri ve fiil kökleri.
• İsim soylu sözcüklerin önüne gelerek onların rengini, biçimini, sayısını, durumunu belirten veya niteleyen sözcüklere sıfat denir.
Bu cümlelerde ileti; dille ilgili bilgi vermek, başka bir iletiyi açıklamak üzere düzenlenmiştir.

Şiirsel (Sanatsal) İşlevi

        Dilin, bir anlam aktarmaktan çok çağrışım uyandırırken kazandığı işlevdir. İmgeye ve kurmacaya dayalı metinlerde daha çok dilin şiirsel işlevinden yararlanılır. Şiirsel metinler, kendinden başka bir şeyi ifade etmeye ihtiyaç duymaz, bir şiir sadece şiir olduğu için önemli ve anlamlıdır yani şiirin gerçeği, şiirin kendisidir.
Dilin şiirsel işleviyle kullanıldığı metinlerde gönderici, alıcıda hissettirmek istediği etkileri uyandırmak için dili istediği gibi kullanır yani kendi özgün üslûbunu oluşturmak için bir anlamda dili yeniden yaratır. Bu işlevde gönderici; edebî sanatlardan, karşılaştırmalardan, çağrışım gücü yüksek sözcüklerden yararlanarak imgeler oluşturur, sözcükleri daha çok yan ve mecaz anlamlarda kullanır. Şiir, roman, hikâye, destan, masal gibi edebî metinlerde dil şiirsel işlevde kullanılır.
Örnek:
Yeşil pencerenden bir gül at bana,
Işıklarla dolsun kalbimin içi.
Geldim işte mevsim gibi kapına
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.
Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak

İletişim Öğeleri

         Bir bilgiyi söz, yazı veya işaret yoluyla üretme, anlamlandırma ve aktarma sürecine iletişim (bkz: İletişim Nedir?) denir. İletişimin gerçekleşmesi için gönderici, alıcı ve bilgi (ileti) olmak üzere üç unsur gereklidir.
İlk çağlardan günümüze kadar iletişim vardır ve birçok aşamadan geçmiştir. İlkel insanlar birtakım sesler çıkararak, işaretleşerek iletişim kurmuşlardır.

        Günümüzde ise iletişim kurmanın birçok yolu vardır fakat bu yollardan en güçlü olanı dille kurulan iletişimdir. Dille kurulan iletişim resim, şekil, işaret ve vücut diliyle yapılan iletişimden daha güçlüdür. Bu bakımdan duygu, düşünce ve istekler dille aktarılır.
İletişimin öğelerini gönderici, alıcı, ileti (mesaj), kanal, bağlam, geri bildirim (dönüt) ve kod olarak ayırabiliriz. Bu öğeler hakkında kısaca bilgi verelim:

Gönderici :

Bilgiyi (iletiyi) hazırlayan ve gönderen kişidir. Gönderici bir insan olabileceği gibi bir gazete, kitap, dergi, cihaz veya hayvan da olabilir.

Alıcı:

İletinin (mesajın) gönderildiği kişi veya varlıktır.

İleti (Mesaj):

Bir iletişim sürecinde gönderici tarafından gönderilen bilgi, düşünce, duygu veya emirlerin genel adıdır. İletiyi aktarmanın birçok yöntemi vardır.

Kanal:

İletinin gönderilmesinde kullanılan yol, yöntem veya araçtır.

Bağlam:

İletişimin gerçekleştiği ortam, gönderici ile alıcı arasındaki ilişki, iletişim halinde olan kişilerin psikolojik durumları, iletişimin zamanı gibi birçok etmen, bağlamı oluşturur.

Geri Bildirim (Dönüt):

 Alıcının iletiyi anlamlandırması ve karşılık vermesidir. Dönüt, iletişimdeki amacın gerçekleşmesidir.

Kod (Şifre):

İletiyi oluşturan, anlamlı kılan ögedir. İletişimin istenen nitelikte gerçekleşmesi için göndericinin ve alıcının aynı kodu bilmesi gerekir. Bir iletiyi alıcıya ulaştırmanın en yaygın yolu dildir. Bir dili bilmemek o dili konuşan insanlarla iletişim kuramamak demektir.

İletişim Öğeleri Örnekleri
İletişim ögelerini örnek olaylar üzerinde gösterelim:

İletişim Örneği-1

Örnek: (Selin ile Alper okul kantininde karşılaşırlar.)
Selin: Yarın matematik sınavımız varmış.
Alper: Öyle mi? Haberim yoktu. Hemen çalışmaya başlasam iyi olacak.
Gönderici: Selin
Alıcı: Alper
İleti: Matematik sınavı
Kanal: Dil
Bağlam: Okul kantini
Dönüt: Alper’in ders çalışmaya başlaması
Kod: Türkçe

İletişim Örneği-2

Örnek: (Yusuf ve Kenan aynı takımda futbol oynamaktadırlar.)
Yusuf: Oğlum, sen ortada yapamıyon be! Sağ kanada geç bakiim.
Kenan: Tamam abi, geçiyom.
Gönderici: Yusuf
Alıcı: Kenan
İleti: Sağ kanada geçmek
Kanal: Dil
Bağlam: Futbol sahası / iki arkadaş arasındaki ilişki
Dönüt: Kenan’ın sağ kanada geçmesi
Kod: Türkçe

İletişim Örneği-3

Örnek: (Yusuf, futbol maçından sonra okula gelerek okul müdürüyle görüşür.)
Yusuf: İyi günler hocam. Size güzel bir haberim var. Bugünkü maçı 3-2 kazandık.
Okul müdürü: Aferin çocuklar. Çok sevindim. Tebrik ederim.
Gönderici: Yusuf
Alıcı: Okul müdürü
İleti: Maçı kazanma bilgisi
Kanal: Dil
Bağlam: Okul / Yusuf ile okul müdürü arasındaki ilişki
Dönüt: Okul müdürünün sevinmesi
Kod: Türkçe

UYARI: Yusuf, futbol maçında Kenan ile konuşurken sokak dilini kullanmış, okulda müdürle konuşurken
daha resmi ve ciddi bir dil / üslup tercih etmiştir. Bu farklı iletişimin nedeni insanlar arasındaki
ilişkinin düzeyiyle yani bağlamla ilgilidir.

İletişim Örneği-4

Örnek: (Metin Bey mesaj uyarısı alır ve telefonuna bakar.)
Sms: Facebook uygulaması için güncelleme yapılacaktır. Kabul ediyorsanız “TAMAM”a basınız. Metin Bey, ekrandaki “TAMAM” butonuna tıklayıp uygulamayı güncelleştirir.
Gönderici: Cep telefonu
Alıcı: Metin Bey
İleti: Güncelleme bilgisi
Kanal: Yazı veya sms
Bağlam: Elektronik ortam
Dönüt: Metin Bey’in “TAMAM”a basması

Dilin Kullanımından Doğan Türler

       Yeryüzünde yaşayan diller, belli sayıdaki eski ana dillerin uzun bir tarihî seyir içinde değişik kollara ayrılmasından oluşmuştur. Ayrı ayrı diller ve akraba diller arasındaki bu farklılaşma yanında aynı dil içinde birtakım dallanmalar da meydana gelebilmektedir. Bir dilin kendi içinde alt kollara ayrılması, o dilin lehçe, şive ve ağızlarını oluşturur.

        Lehçe, şive ve ağızlar coğrafi ve sosyal etmenler nedeniyle bir dilin ses yapısı, şekil yapısı ve kelime hazinesi bakımından zamanla birbirinden az çok ayrılmış olan kollarıdır. Dilin bazı çevrelerdeki özel kullanımıyla da argo ve jargon oluşur. Yazımızın devamında dilin kullanımından doğan türleri ve örnek cümleleri vereceğiz.
Lehçe (Diyalekt)Bir dilin bilinmeyen, karanlık bir devrinde (metinlerle izlenemeyen dönemlerde) kendisinden ayrılmış olan, çok büyük ayrılıklar gösteren ve farklı bir dil olma yolunu tutan kollarına lehçe denir. Lehçe, dilin ses ve yapı düzeyinde büyük farklılaşmaların ortaya çıkmasıyla oluşur. Lehçelerin oluşmasında coğrafi ve kültürel etmenlerin rolü büyüktür.

        Türk dilinin Çuvaşça ve Yakutça olmak üzere iki lehçesi vardır. Çuvaşça, bugün Ural Dağları’nın batısında ve özellikle Rusya’nın Çuvaşistan Özerk Cumhuriyeti’nde konuşulmaktadır.

        Yakutça, Yakutistan Özerk Cumhuriyeti’nde konuşulmaktadır. Çuvaş ve Yakutlar asıl Türk kitlesinden uzak kaldıklarından, her iki Türk topluluğunun da dillerinde büyük değişmeler olmuştur.

       Şive Bir dilin bilinen veya metinlerle izlenebilen devirlerinde kendisinden ayrılmış olup bazı ses ve yapı ayrılıkları gösteren kollarıdır. Şivelerdeki ses değişimleri yazı diline de yansır. Şivedeki farklılaşma lehçeye göre daha azdır. Bu yüzden bazı dil bilimciler şiveyi “yakın lehçe” olarak adlandırır.

        Bir dilin şiveleri arasında ses, yapı ve söz dizimi bakımından benzerlikler görülür. Örneğin Türkiye Türkçesinde “gelirim” kelimesi Orta Asya’daki Türkistan şivelerinde “kelür men” şekline yazılır. Azerbaycan Türkçesi, Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Özbek Türkçesi, Tatar Türkçesi, Türkiye Türkçesi Türk dilinin şiveleridir.

       Ağız Bir şive içinde mevcut olan ve söyleyiş farklılıklarına dayanan küçük kollara, bir memleketin çeşitli bölge ve şehirlerinin kelimeleri söyleyiş bakımından birbirinden ayrı konuşmalarına “ağız” denir. Türkiye Türkçesinin “Trabzon ağzı, Elazığ ağzı, Malatya ağzı, Kayseri ağzı” gibi her yöreye özgü ağızları vardır. “İstanbul ağzı” yazı dilimizin temeli olmuştur.
Bir dildeki ağız sayısının fazla olması o dili konuşan ulusun farklı kültürlerden etkilendiğini gösterir. Bu yüzden ağız çeşitliliği aynı zamanda bir kültür zenginliğidir. Anadolu’daki ağızlar bizim kültür varlığımızın bir parçasıdır.                Ancak teknoloji ve iletişim olanakları arttıkça yazı dili (İstanbul Türkçesi) konuşma dilini de etkilemekte ve yerel ağızlar zamanla unutulmaktadır.
Ülkemizdeki ağızlarla ilgili ilk araştırmayı XIX. yy.da A. Maksimov yapmıştır. Türk Dil Kurumu 1952’de ağızları araştırarak 12 ciltlik Derleme Sözlüğü yayımlamıştır. Aşağıda çeşitli yörelerden derlenmiş ağız örnekleri verilmiştir:

Argo

       Aynı meslek gruplarının ya da aynı sosyal ortamda bulunan insanların konuşma dilinden ayrı olarak benimseyip kullandıkları, herkesçe anlaşılmayan, kendilerine özgü kelime ve deyimlerin yer aldığı özel dildir. Argonun kaba ve küfürlü bir dil olarak algılanması yanlıştır. Toplumdaki farklı kesimlerin kendilerine özgü argoları olabilir. Bunların içinde sokak argosu olarak tabir edilen jargon, argoya göre daha kabacadır.
Argo, bir toplumda belli kesimlerin kendi aralarında anlaşmayı sağlamak amacıyla kullandıkları özel dil olduğuna göre yeryüzündeki bütün dillerde argoya rastlamak mümkündür. Argo, genelde toplumun alt tabakasına özgü, özel sözler olarak bilinse de gerçekte bu dil türü, toplumun aydın kesimi de dâhil bütün katmanlarını içine almaktadır.

        Fakat her grubun argosu değişiktir. Bu nedenle öğrenci argosu, asker argosu gibi, konuşulduğu yere göre isimlendirilen argo türleri ortaya çıkmıştır. Aşağıda çeşitli argo örnekleri verilmiştir:
Jargon Belli bir grup arasında dayanışma ve çıkar birliğini devam ettirmek, korumak amacıyla oluşturulan ve başka kişiler tarafından anlaşılmayan yapay dile “jargon” denir. O grup içinde yer alan üyelerin sıkça kullandıkları, düşünceleri kısaca ifade edebilmek için geliştirilmiş bir dildir. Jargon, çoğu zaman dil iletişimini engeller çünkü bu grubun dışındakiler söylenenleri anlamazlar.
Standart (Ölçünlü) DilBir toplumda eğitim, hukuk, basın yayın alanları ile resmi yazışmalarda kullanılan belirli ölçü ve kurallara bağlı ortak dildir. Bu dilin işlev ve geçerlilik alanı geniştir. Sosyal sınıf ve yerel iz (ağız özellikleri) taşımaz. Kuralları sözlüklerde ve yazım kılavuzlarında tespit edilmiştir. Türkiye’de kullanılan standart dil, İstanbul Türkçesi esas alınarak oluşturulmuş olan konuşma ve yazı dilidir.

Metinlerin Sınıflandırılması

Kültür Nedir?
Kültür sözcüğü köken olarak Fransızca culture kelimesinden gelmektedir. Kültür de tıpkı dil gibi farklı şekillerde tanımlanmıştır. Kültür, en kısa ifadeyle bir toplumun kendine özgü yaşam biçimidir. Kültürün ne olduğunu üç tanımla belirleyelim:
⦁ Tarihsel toplumsal gelişme süreci içinde oluşturulan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları oluşturmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü. (İzzet Benice)
⦁ Bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü. (Salah Birsel)
⦁ Mehmet Kaplan kültür ve dil alanındaki görüşlerini, düşüncelerini ve bu konuda o güne kadar yazdığı makaleleri bir araya getirerek Kültür ve Dil adlı kitabında toplamıştır. Bu kitapta özellikle Türk kültürü ve Türk dili üzerinde durmuştur. Mehmet Kaplan bu kitabında Türk kültürünün geçmişini, hangi topluluklardan, kültürlerden etkilendiğini ve son olarak da Türk kültürünün batılılaşma tartışmalarını ele almıştır. İşte kültür ile bu kadar ilgili bir Türkolog olan Mehmet Kaplan kültürü şöyle tanımlamıştır: Muhakeme, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi.

Kültürün Özellikleri

» Kültür, ulusal niteliklere sahiptir: Örneğin Türklerin yemekleri, giyim tarzları, düğünleri, bayramları, inançları, akrabalık ilişkileri, gelenek ve görenekleri ulusal kültürün alanına girer. Bunun gibi İngilizlerin, Arapların, Çinlilerin ve diğer tüm ulusların kendine özgü ulusal kültür nitelikleri vardır. Ulusal kültür özellikleri birbirine benzeyebildiği gibi, tamamen farklı da olabilir. Şu halde uluslar birbirlerinin kültürünü etkileyebilir. Özellikle coğrafi yakınlık kültür etkileşimine zemin hazırlar. Örneğin Türk kültürü ile İran kültürü birbirine yakındır.
» Kültür evrensel niteliklere sahiptir: Tüm ulusların ortak değer olarak yaşattığı ve önemsediği davranış ve anlayışlar evrensel kültürü oluşturur. Örneğin trafik kuralları her ülkede aynıdır. İnsan hakları, eğitim, yasalar, spor, sanat, edebiyat, müzik gibi alanlar tüm ulusların ortak değerleridir.
» Kültür eleştirilemez: Kültür, bir milletin kendi iradesi ve tercihine olarak geliştiği için eleştiriye kapalıdır. Bir milletin kültürünü doğru, ötekini yanlış saymak doğru olmaz. Her milletin kültürü kendine göre doğru ve yerindedir.
» Kültür değişkendir: Tarih içinde toplumlar birbirlerinin kültüründen etkilenmiştir. Bu etkilenme coğrafi yakınlık, göç, savaş, ticaret, turizm gibi kanallar yoluyla gerçekleşir ve genellikle güçlü olan milletlerin kültürü diğer ulusları etkiler. Günümüzde dünyanın bir çok ülkesinde Amerika ve Avrupa kültürü yaygınlaşmıştır. Bunun nedeni bu toplumların ekonomik ve siyasi olarak güçlü olmasıdır.
Tüm bu tanımları ve kültür hakkında bildiklerimizi bir araya getirdiğimizde kültür için şöyle bir tanım yapabiliriz: Kültür, bir milletin, toplumun geçmişinden günümüze kadar maddi ve manevi olarak kendine özgü oluşturduğu her türlü değerdir. Manevi kültür olarak bir toplumun ahlaki davranışlarını ve düşüncelerini örnek verebiliriz. Maddi kültür olarak da bir toplumun oluşturduğu her türlü sanatsal ürünü örnek gösterebiliriz.

Dille Kültürün İlişkisi

Bir millete mensup olan her fert, o milletin kültürünü, dilini, dinini, zevklerini, inançlarını, gelenek ve göreneklerini beraberinde taşır. Kültür fertleri aşan, fertlere biçim, yön ve kişilik veren bir varlıktır. Dil ile kültür ayrılmaz bir bütündür. Bir ulusun tarih içinde oluşturup yaşattığı yazılı, sözlü ve düşünsel tüm birikimlere kültür denir. Kültür bir ulusun yaşam tarzıdır ve kaynaklarının neredeyse tümünü yazılı ve sözlü malzemelerle yani dille meydana getirir. Tarihin eski dönemlerinden günümüze kadar ulusal kültürler hep dil aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Kitabeler, kitaplar, gazeteler, maniler, ağıtlar, destanlar ve daha birçok sözlü ve yazılı araç kültürün temel varlıkları olup dil yardımıyla günümüze kadar ulaşabilmiştir. Şu halde dilin kültür açısından içi önemi vardır: Dil hem kültürün oluşmasına ve biçimlenmesine yardım eder hem de onu kuşaktan kuşağa taşır.
Bir ulusun dili, kendi ulusal değerlerinin ve kültürünün özelliklerini taşıdığı için bireyler ve kuşaklar arasında bir köprü görevi de görür. Çünkü dil, kuşaktan kuşağa akıp giden bir nehir gibi, geçtiği her devirden bünyesine yeni unsurlar katarak bir sonraki kuşağa aktarır. Dilin böyle bir işlevi olmasaydı, bugün geçmişteki insanların kültüründen, yaşam tarzından, tarihinden ve edebiyatından haberdar olamazdık. Onların yaptıklarını, ruh dünyalarını, geleneklerini, göreneklerini, şiirlerini, müziklerini tanıyamazdık.
Her ulus, dilini kendi ihtiyaçlarına, kültür ve uygarlık düzeyine, zevkine göre şekillendirir. Mehmet Kaplan’ın da belirttiği gibi, dil tıpkı ev gibi bir milletin duygu, düşünce ve hayatının barınağı, korunağıdır. Bu evin biçim alması, o ulusun dili işleyişi ile dışa yansır. Bunun sonucunda ise o millete dair pek çok alanda yorum yapılabilir.

Dil Nedir?

İnsanlar günlük yaşamda duygularını, düşüncelerini, isteklerini ve kararlarını birbirlerine aktarabilmek için dil denen doğal iletişim aracını kullanırlar. İletişimin günümüzde vazgeçilmez kaynakları arasında en önemli yere sahip olan dil bireysel, toplumsal ve evrensel bir görev üstlenir. Çeşitli işaret ve davranışlarla da iletişim sağlanabilir ancak en etkili ve en kolay yapılan iletişim dil ile yapılan iletişimdir. Dil olmasa insanın diğer insanlarla hızlı ve etkili bir iletişim kurabilmesi mümkün değildir.
Dilin Özellikleri
Dilin ne olduğu hakkında günümüze kadar bir çok tanımlama yapılmıştır. Bunlardan bazılarını maddeler halinde sıralayalım.
⦁ Dil insanlar arasında anlaşmayı ve iletişimi sağlayan bir araçtır.
⦁ Dil, temeli seslere dayanan ve bu seslerin belli kurallara ve belli bir sıraya göre yan yana gelmesinden oluşan bir anlaşma aracıdır.
⦁ Dil ilk insandan başlayarak insanın anlama anlatma ihtiyacından ileri gelen kendine özgü bir ses ve işaret  sistemine sahip olan bir bildirişim aracıdır.
⦁ Bir ulusu meydana getiren en önemli ortak payda dildir. Ortak bir dile sahip olmayan ulusların ulus olabilmesi mümkün değildir. dil insanların anlaşma ve iletişimini sağlaması yönüyle bireysel, toplumların kültürel ve sanatsal varlıklarını diğer dünya uluslarına tanıtması ve kuşaktan kuşağa aktarması yönüyle evrensel bir misyona sahiptir. İnsanoğluna bahşedilen en büyük nimetlerden biri dildir. Dil olmasaydı edebiyattan, bilimden, tarihten, duygularımızdan söz etmek mümkün olmazdı. İnsanı insan yapan ve onu tüm kültürel birikimiyle geçmişten geleceğe taşıyan yegane araç dildir.
⦁ Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araç, kendisine ait kanunları olan ve ancak bu konular çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli anlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş sosyal bir kurumdur.
⦁ Dil insanın binlerce yıllık sosyokültürel birikimidir. Bu bakımdan, on binlerce kelime ve şekilden kurulmuş olan dil, yapı ve işleyişin ayrıntılarına doğru inildikçe insan, toplum, kültür ve millet varlığına hükmeden çok yönlü ve derin anlamlı bir sistem olarak karşımıza çıkar.

Sonuç

Görüldüğü gibi dilin ne olduğu, ne işe yaradığı, görevlerinin neler olduğu konusunda yapılan açıklamalar birbirine yakındır. Bu tanımlar doğrultusunda  dili şöyle açıklayabiliriz:
⦁ Dil, her şeyden önce bir organdır. Bu organ hem tat almaya hem de anlamlı sesler çıkararak iletişim kurmaya yarar.
⦁ Dil, kuralları belirlenmiş bir iletişim sistemidir. Aynı dili konuşan toplumun tüm fertleri bu kurallardan haberdardır.
⦁ Dil, insanın ve toplumun ortak anlaşma aracıdır.
⦁ Dil, ilk insandan günümüze kadar, kendi işleyiş sürecini sürdürerek gelmiştir.

Dil Canlı Bir Varlıktır

Dili durgun, değişmez, durgunlaşmış bir anlaşma aracı olarak düşünmek gerekir. Çünkü dil, toplumun tarih süreci içinde yapı ve işleyiş bakımından gelişerek, değişerek yol alan sürekli bir akış halindedir. Nitekim dünya dillerine baktığımızda hiç bir dilin durağan kalmadığını , hepsinin dış dünyadan etkilenerek değiştiğini, kendilerinin çağın gerektirdiği ihtiyaçları ifade edebilecek şekilde yenilediklerini görmekteyiz. Dilin, çağın geleneklerine bağlı olarak bazı değişimlere uğraması, gelişmesi, diğer dillerle etkileşime girmesi kaçınılmaz ve doğaldır. Dil sadece dıştan etkilenmez, kendi içinde de zaman zaman yenilikler doğurur.
Dil canlı bir varlıktır.  Sesler, ekler, sözcükler, cümleler dili yaşatan organlardır. Türkçemizin XVI. yüzyıl ve bugün ki kullanımı arasında ses bilgisi, şekil bilgisi, ve söz varlığı bakımından bir takım ayrılıkların bulunması da dilin, canlı, dinamik bir yapı ve  işleyişe sahip olduğunu gösterir. Bu yüzden dil, toplumsal yaşamın her bir döneminde farklı özellikler taşıyabilir. XVI. yüzyıl Türkçesi, o dönemdeki Türklerin iradesine ve kabulüne bağlı olarak Arapça ve Farsça unsurların yoğun olarak kullanıldığı bir dildir. Günümüz Türkçesi ise yine bizim kabulümüz ve irademizle şekillenmiştir. Eski Türkçede kullanılan bir çok sözcük ve ek günümüzde kullanılmamaktadır. Mesela “od” sözcüğü yerine “ateş”, “acun” yerine “dünya”, “körk” yerine “güzel” sözcüğü dilimize yerleşmiştir. Bu sözcüklerin eski karşılıklarını kullanımdan kalkarak bir bakıma ölmüşlerdir. Dildeki sözcükleri değiştirmek hiç kimsenin ve hiç bir grubun yetkisine bağlı değildir. Bu değişimler, milletin sosyal ve kültürel hareketliliğine bağlı olarak, dilin doğal süreci olarak kendiliğinden, yavaş yavaş meydana gelir.
Dilin yalnızca sözcükleri değil, bazen kendisi de ölebilir. Nitekim milattan birkaç bin yıl önce canlı ve işlek bir dil olarak kullanılan Hitit, Akat ve Sümer dilleri çeşitli etkenler altında zamanla varlıklarını kaybederek ölü diller konumuna düşmüşlerdir. Bugün bu dillerin vaktiyle yaşamış olduklarını, ancak arkeolojik kazılarla günümüze kadar gelebilen tabletlerden ve çeşitli belgelerden, metinlerden anlıyoruz.

Dil Sosyal Bir Varlıktır

Bir insan duygu ve düşüncelerini konuşma yoluyla başkalarına aktarabildiğine göre dilin varlığı insan topluluklarının varlığına bağlıdır. Eğer insanlar toplum halinde yaşamamış olsalardı, dile ihtiyaç duyulmaz, dil olmasaydı insanların bir arada yaşayarak bir toplum oluşturmaları söz konusu olamazdı. Bu özelliğiyle dil, tek bir insan varlığının olduğu kadar, toplum varlığının ayrılmaz bir parçası ve temel taşlarından biridir. İletişim gibi temel bir ihtiyacı karşılaması yönü ile kişisel, kişiler ve kitleler arasında bir anlaşma aracı olarak da toplumsal bir varlıktır. Dilin toplumla olan bu yakın bağı onu sosyal bir kurum haline getirmiştir. Dil sosyal bir varlıktır. Bireylerin üstünde bütün bir milleti içine alan kuvvetli bir kurumdur. Toplumların en büyük dayanağı dildir. Bir toplumu ayakta tutan, onun sahip olduğu bütün değerleri devam ettiren ve bir toplumda sarsılmaz birlik sağlayan kurum olarak dilin oynadığı rol çok büyüktür. Bu bakımdan dil,  milleti oluşturan unsurların başında gelir. Bir milleti, bir kavmi bazen tek başına ayakta tutar, milli benliği muhafaza ederek yok olmaktan, eriyip gitmekten kurtarır.

İletişim Nedir?

Duygu, düşünce veya bilgilerin çeşitli yöntemlerle başkalarına aktarılmasıdır. Bir başka deyişle “iletişim” en az iki insan ya da insan grubu arasında gerçekleşen, duygu, düşünce, davranış ve bilgi alışverişine denir.İletişim için bir kişi yeterli değildir. En az ki kişi gereklidir. Bir kişi duygu ve düşüncelerini karşıdaki kişi ya da kişilere aktarır. Karşısındaki kişi ya da kişiler de ona cevap verir. Böylece iletişim gerçekleşmiş olur. İnsanlar; duygu, düşünce ve hayallerini başkalarına iletmek için iletişim kurarlar. İnsanlar, hayatlarını sürdürmek, birbirleriyle anlaşmak, kendilerini geliştirmek için iletişim kurmak zorundadırlar. İletişim için iki insanın mutlaka birbiriyle iletişim kurma çabası içinde olmaları gerekmez. İki insanın birbirlerini yok saymalarında da bir anlam verişi, dolayısıyla iletişim söz konusudur.
Birbirini fark eden en az iki insanın konuşmaları ya da konuşmamaları, jest ve mimikleri, birbirine bakışları vs. hepsi iletişime girer. İnsan yapısı gereği toplumsal bir varlıktır. İnsanın hayatta kalabilmesi, doğumundan ölümüne kadar bir şeyler üretebilmesi, kendini geliştirmesi, ifade edebilmesi hatta ölümünden sonra bile adını kalıcı kılabilmesi için, kendi kişisel özellikleri, becerileri kadar diğer insanlarla olan ilişkileri de önemli bir etkendir. Birlikte yaşamanın temel şartı anlaşmaktır. Anlaşmak ise bir yönüyle kişinin kendini başkalarına anlatabilmesi, diğer tarafıyla başkalarını anlaması, temeline dayanır. En basit biçimiyle ele alırsak, giyimimiz, takılarımız, dış görünüşümüz bile başka insanlar için mesaj değeri taşıyan birer ileti durumundadır.
İnsanlar arasında iletişimi sağlayan en güçlü araç dildir. Dilin dışında; jest ve mimikler, resim, nesneler, renkler vb. araçlarla da iletişim sağlanabilir. Örneğin yakasına çevre duyarlılığını yansıtan bir kokart takan bir kişi bu kokart aracılığıyla “Çevremize sahip çıkalım.” İletisini kendisini fark eden bütün alıcılara gönderebilir.
Tam bir iletişimin gerçekleşebilmesi için iletişime geçen bireyler arasında bilgi, düşünce, gözlem, izlenim, duygu vb. karşılıklı olarak hiçbir engelle karşılaşmadan iletilmesi gerekir. Tam bir iletişimde gönderici (konuşmacı kimse, ya da iletiyi veren araç), alıcı (dinleyici ya da dinleme etkinliğinde kullanılan araç), ileti (mesaj: alıcıya gönderilen uyarı ya da düşünce), kanal (hava, elektrik telleri, kitle iletişim araçları vb.), kod (doğal dil ya da başka anlatım yolları, sözgelimi beden dili) gibi kavramlar bulunmaktadır. Konuşmacı (verici) insan ise görevi, dinleyicinin (alıcı) söylediğini anlamış olduğundan emin olunca sona erer.
İletişim sürecinde kişilerin aynı topluluktan olması, aynı kültürel ortamda yetişmesi ve ortak amaç ve değerleri benimsemesi vb. unsurlar karşılıklı etkileşimin tam ve verimli olmasını sağlayacaktır. İletişim boyunca verici ve alıcı, gönderilen iletileri sürekli olarak algılama sağlar.

İlan
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim&Teknoloji

Mutlu sayı nedir? (Happy Number)

Sosyal medya üzerinde paylaşılan Mutlu sayı nedir? (Happy Number) sorusunu sizlere detaylı açıkladık.

Bir pozitif tam sayı alalım. Bu sayının rakamlarının karelerini toplayarak yeni bir sayı elde edelim ve çıkan her yeni sayıya aynı işlemi uygulayalım. Eğer çıkan sayılardan sonuçta 1'e ulaşıyorsak aldığımız sayı mutlu sayıdır.( happy number)

İnsanlar gibi sayılarında mutluları / mutsuzları var anlayacağınız.

İşte size bir örnek...

94 Sayımızın mutlu sayı durumuna bakalım.

92+4
Okumaya devam et

Trendler